5 Eylül 2010 Pazar

oturan adam.






Kafası karışmıştı. Koltukta öylece saatlerce oturuyordu. Tavanda bir nokta belirlemiş, dikmişti gözlerini. Kahvesi soğumuştu, zaten içmekte istemiyordu. Çok sert olmuştu.
Kendini yarım yamalak hissediyordu. Başarısız bir adamdı, biliyordu.
Başarı ne demekti? Karışık kafasını daha fazla bulandırmak istemiyordu. Sadece oturmak istiyordu. Hiçbir şey düşünmeden, sadece oturmak mümkün müydü?
Yine bir soru. Her yolun sonu neden soruya varıyordu ki sanki.

Eylül gelmişti. Bir yaz daha geçmiş ve o sadece evde oturmuştu. Bunu isteyerek yapmıştı.
Sadece oturmak isterken gayet ciddiydi. Herkes bir yerlere gitmişti. Onu da çağırmışlardı ama o bir sürü bahane uydurmuştu. Yapacak tek işi vardı, oturmak.

Kadife koltuğu artık kalçasının şeklini almıştı. Anlık kalkmalar dışında gerçekten kalkmıyordu. Uyumaya gitmesi dışında. Uykusunda bin bir türlü kâbuslar görüyordu. Her kâbusun sonunda uyanıyor, mutfağa gidiyor, bir bardak süt içiyor ve tekrar yatağa geri dönüyordu. Bu bir gece ritüeli olmuştu.

Güncel siyaseti takip etmiyordu. Referandum her yerdeydi. Evet ve hayır dört bir yanını sarmıştı. Kime oy versem acaba diye düşünürken buluyordu kendini. Sonra hatırlıyordu. Anayasa oyluyorduk. Anayasa için evet. Anayasa için hayır. Sonra topyekün vazgeçiyordu.
Oy kullanmayayım. Her bu cümlesinden sonra gülüyordu kendi kendine ‘ne o boykotçu mu oldun?’ sonra cevap veriyordu ‘hayır, umursamaz oldum.’ ‘ Ne yani artık on anayasası mı diyeceğiz?’ ‘Hiç güzel değilmiş’

Tek eğlencesi monologlarıydı. Etrafında kimse yoktu diyalog kurabileceği. Zaten insana da ihtiyaç duymuyordu. Ne kadar çok insan, o kadar çok düşünce. Ne kadar çok düşünce, o kadar çok, kafa karışıklığı. Hem zaten herkeste haklıydı. Herkesin haklı olması da en çok canını sıkandı. O nedenle kendi çalıyor kendi söylüyor arada koltuğu eşlik ediyordu. Hem herkesin haklı olduğu yerde, en çok sorun çıkmaz mıydı?

Deliriyor muydu acaba? İnsan kendi kendiyle konuşuyorsa, deliymiş. Ne büyük yalan. İnsan elbette önce kendiyle konuşacak. Kendiyle konuşup netleşecek ama yine de korkuyor işte. Ya deliriyorsam?

Sevişmekten de vazgeçeli çok olmuş. Bir hayli zamandır işteş fiillerin olduğu cümlelerin öznesi olmuyor.

Tek başınalığı zorunluluktan mı acaba? Yoksa bir tercih mi?
En iyisi, tercih demek. Daha havalı duruyor.

Hani tavandaki nokta? Yine kaybetmiş. Her düşünmeme çabası gösterdiğinde, daha çok mu düşünüyor ne?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder