28 Ağustos 2009 Cuma

ışık bir yandı ,bir söndü


gün doğdu , gün battı.

evet , yine yeniden. Bizim için eskimiş günlerdendi bugün cumartesi, yoksa bugün bir kadın saçı mı ? Ya da boşverelim.
Dengesiz bir akşamdı dün akşam. Bir oraya çarpıyordum bir buraya , nedir kardeşim bu dedim. Düşe kalka bir haller içerisine giriyor , dengesizleşiyor, dengesizleştikçe sinirleniyordum. Kahve , evet , sigara bolca , ee eksik olan ne ahanda buldum müzik dedim.
Başladı Bregovic çalmaya ,o çaldıkça ben şenlendim tamam ya arada hüzünlendim. Sonra 'nesnegillere' takıldım bir süre. İmge dedim , nesneler ve imgeler. O ara imdadıma Levinas yetişti. İmge varolmayandır. Nesnenin gölgesidir. E iyi ben ne diyorum diyerekten , Levinas'ın yetişkenliğini elimin tersi ile bir kenara attım. Sonra neye ihtiyacım olduğunu düşünürken , hoop fikret kızılok ve bülent ortaçgil kapımı çaldılar. Hoş geldiniz ne iyi ettiniz de geldiniz , diyerek buyur ettim .
Yıllanmışlık kokan şarkıları yayıldıkça yayıldı her yere. Pencere önü çiçeği ile duvarlarımı boyadım. Egoist ile yerleri sildim. Entelektüel ile rafların tozunu aldım. mutlumesut halet-i ruhiye. Sonra seyyah uğradı. al sana Nina Simone dedi. Tanıştık , sevdik birbirmizi.
Madem bu kadar keyiften köşe seçemiyorum , o zaman nerede şiir dedim. Eksik olmasın Cansever hazır da bekliyormuş. Onu da buyur ettim , dedim söyle bana 'nasılım'
Sen karıştırdın o Ruhi bey dedi. Ama senin için bir kaç dize dedi. serdi önüme.
'Zamanla değil, bir yerde Benim olmayan bir şeyle yaşlanıyorum Geçiyorum ilk şeklimi tüketerekten Ağır ağır yanan bir tuğla harmanını Billurdan sarkaçlarıyla.
Kalbim, sersemliğim benim.. '
Melankoli geç kalmıştı zaten. Noktanın olduğu yerden ünlemle başladı. Neyse dedim zaten ezan okunuyor. yine sabah oldu . ebelik başarıyla tamamlandı. Güneşi doğurtuk. Işık bir yanar , bir söner.
kafam eşyasız boş oda gibi duvarlardan sesim dökülür.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Daim yusuf orti.



Her zamanların geç senin.
Her zaman 'geç' kalınır , ya da kimi zaman , ama neyi değiştirir ki , geçtir işte. Sonbahardır, savaşdır , eskimiştir. Aşk için geçtir , düş’ünmek için geçtir…
Erken zamanlarda düşünmüş , bir şeyler yapmak için uğraşmış yetmemiş , eylemlemişsindir. Ama neyi değiştirir geçtir…
Geç’en zaman mıdır ? Bir yarım ezgi bırakmak mıdır ?
Yorgun zamanların çocukları olmak…

-Biliyor musun sen şimdiki zamanda yaşamıyor sanki. Rus romanlardan kaçmış gibisin.
- Yusuf ne düşünüyorum bilior musun , keşke her şeyi geride bırakıp uzun bir yolculuğa çıkabilseydik seninle.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

düz yazı giyen şiir


.Rüzgar gülü.
Önümden çekilirsen İstanbul görünecek Nerede olduğumu bileceğim Sisler utanacak eğilecek Ağzının ucundan öpeceğim Saçına kalbimi takacağım Avcunda bir şiir büyüyecek Nerede olduğumu bileceğim

Bu çıplak geceler yok mu Bu plak böyle ağlamıyor mu Camları kırmak işten değil Delirecek miyim neyim Kirpiklerimden mısra dökülüyor Kenya'da simsiyah yalnızım Yoksul bir şilepte gemiciyim Malezya'da yük bekliyorum Önümden çekilirsen İstanbul görünecek Nerede olduğumu bileceğim

Gözlerini söndürme muhtacım Ben senin aydınlığına muhtacım Yepyeni bir ilkbahar harcayıp Bir yaz boğup bir sonbahar harcayıp Rüzgar gülünü arayacağım Oran'da Pernanbouc'ta Tombuktu'da Vinçler yine akşamları indirecekler Yine karanlığa bulaşacağım Gözlerin rüzgarda savrulacak
İkimiz iki sap buğday olsak Sen benim olsan, ben senin olsam Bir gece vakti aklına gelsem Uykunu tutsam bırakmasam Seni kucaklasam, kucaklasam Birbirimizin kalbini dinlesek Dünyanın kalbini dinlesek Büyük ateşler yaksalar İki güvercin uçursalar Nerede olduğumuzu bilsek
.attila ilhan.